19 Ekim 2013 Cumartesi

Müziğin vücudumuzdaki hormonlar ve diğer kimyasallar üzerindeki etkisi












Müzik çok geniş bir şekilde duygusal alanlarımızı etkilemektedir. Bir çok insan bile bilmeye ruh halini ve sinir sistemini canlandırmak için müziği kullanır. Bu kafein ve diğer uyarıcıları kullanmak gibidir. 
Müziğin kabile tabanlı toplumlarda ilaç niyetine şifa vermek için kullanıldığı bilinmektedir. 
Çağdaş toplumlarda da müzik sağlık sorunları ile birlikte farklı alanlar için de kullanılmaya başlanmıştır.
  • Ağrı ile baş etme
  • Rahatlama, gevşeme
  • Psikoterapi
  • Komadan çıkma
  • Zihinsel gelişim
  • Beyin cerrahları operasyon sırasında konsantrasyonlarını arttırmak için.
  • Askerler hareketlerini ve işbirliğini koordine edip verimi arttırmak için.
  • İşçiler dikkat toplamak ve uyanık kalmak için.
  • Sporcular motivasyon ve dayanma güçlerini arttırmak için.





Bunlar müziğin kullanıldığı alanlardan bazılarıdır.

Tamam da müzik vücudumuz ve ruhsal yapımızdaki bu değişiklikleri nasıl meydana getiriyor ?



Bir şeylerin vücudumuzda ve ruhsal durumumuzda değişikliklere sebep verebilmesi için çeşitli biyokimyasal reaksiyonların oluşması gerekiyor.


Beyin müziği algıladığında, peş peşe meydana gelen biyokimyasal reaksiyonlar oluşur. 


Yapılan araştırmalarda, müziğin beynin sinyallerini değiştirdiği ve bunu yaparken de beyin ile vücut arasındaki mesajlaşmayı sağlayan hormon, neurotransmitter, cytokine ve proteinleri kullandığı ispatlanmıştır. 

Aşağıda konuyu biraz daha anlamak için bu kimyasalların tanımlarını eklemek istedim.

Hormonlar :

http://www.longevitysage.com/the-hormonal-magic-of-qi-gong/


"Özel bezler tarafından kana salgılanan ve kan yolu ile ulaştıkları organ ve dokuları fonksiyon düzenleyici bir etki meydana getiren ve çok düşük miktarları ile görev yapan organik bileşikler "hormon" olarak tanımlanır. Hormon kelime olarak "uyarma" anlamına gelmektedir.Kısaca hormonlar;canlı yapıdaki hücreler arası yönetim tarafından,belirli bir amaca yönelik olarak, bazı organlardan,dokulardan veya hücrelerden salgılatılan ve bunlara duyarlı olan diğer doku ve organlar üzerinde fizyolojik kontrol etkileri olan maddelerdir.

Hormonlar vücudumuzun doğal olarak ürettiği kimyasal maddelerdir ve üzerlerinde belirli bir etki yarattıkları çeşitli dokulara kan yoluyla taşınırlar."

kaynak: http://w2.anadolu.edu.tr/aos/kitap/EHSM/1214/unite10


Hormonların fizyolojik fonksiyonları
  1. Stres ile baş etmek,
  2. Enerji üretimi, depolanması ve kullanımı,
  3. Üreme
  4. Büyüme ve gelişme

Neurotransmitterler

"Sinirler arasındaki iletişimi sağlayan, sinirlerden gelen uyarıları diğer hücrelerin anlamasını sağlayan nörotransmiterler, nöronlardaki en önemli moleküller  arasında. Bu mesajcı moleküller, sinir ucuna gelen elektrik uyarısının sonucu olarak salgılanıyor ve hemen diğer sinir, kas ya da benzeri hedef hücrelere yapışarak burada gerekli uyarının oluşmasını sağlıyorlar. Yani, nöronlar dan gelen mesajı diğer hücrelere iletiyorlar. Yaklaşık 70 yıl önce ilk bulunan haberci molekül ”asetilkolin“. Bunun yanı sıra, “katekolamin“ (dopamin, noradrenalin) denen bir grup mesajcı molekül de beyin ve  sinirlerin işlevleri için çok önemli. Katekolaminler kalp hızı, solunum gibi işlevlerin yanısıra çeşitli düşünce ve davranışları da kontrol edebiliyorlar."  





Cytokins ( Sitokinler ) : 
"Hücre bölünmesi, büyümesi, aktivasyonu, iltihaplanma, bağışıklık, doku onarımı, fibrozis, yangı gibi çeşitli olayların başlaması için hormon gibi etki gösteren, genellikle lenfositlerden, ayrıca makrofaj, fibroblast, dendritik hücreler, monositler, astrositler vb. hücrelerden salgılanan, çoğunlukla bir immün uyarıcıya cevap olarak bağışıklık sistem hücreleri tarafından salgılanarak bağışık cevap hücrelerinin çoğalması ve aktivasyonuna neden olan, çeşitli düşük molekül ağırlıklı küçük proteinler veya glikoproteinler."
Kaynak:http://www.nedirnedemek.com/cytokins-nedir-cytokins-ne-demek

http://www.tutorvista.com/biology/cytokinesis-pictures

Proteinler : 
"Albüminli madde; organizmanın en önemli yapı taşı. Amino asitlerin birleşmesinden meydana gelmiş karmaşık yapılı organik moleküllerdir. Kelime olarak "en önemli" manasına gelen protein , gerçekten de canlının en önemli maddesini teşkil eder. Bütün canlıların hücreleri protein ihtiva eder.
Proteinler insan vücudunda; büyüme, gelişme, açılan yaraların tamir edilmesi, çeşitli maddelerin sindirim ve sentezi, enfeksiyonlara karşı koyma, sıvı dengesinin sağlanması, zeka gelişmesi, azot dengesinin sağlanması gibi temel hayati unsurlarda mutlaka gereklidir. "

                           http://breakingmuscle.com/nutrition/how-much-protein-do-you-need-science-weighs-in


  • Müziğin aşağıdaki dört alanda nöro kimyasal değişiklikler ile sağlık üzerinde etkisi olduğu araştırmalar sonucunda ispatlanmıştır.


  1. Ödül, motivasyon, zevk
  2. Stres ve uyarılma
  3. Bağışıklık sistemi
  4. Sosyal ilişkiler

Bağışıklık sistemi ile işe başlamak istiyorum. Çünkü gerçekten bu konu bana ilginç geldi. Müziğin bağışıklık sistemi üzerinde etkisi olduğunu açıkça çok fazla düşünmüyordum. İşin ilginç tarafı bu sistem bizi birçok hastalığa karşı koruyan ve hayat kalitemizi en fazla etkileyen sistemlerden biri. 


Bakalım müzik bu sistemi nasıl etkileyebiliyor.


                                   http://www.uic.edu/classes/bios/bios100/lecturesf04am/lect23.htm



BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ

Stres ve yaşlanma bağışıklık sistemimizi düşüren ve bizi hastalıklara karşı korumasız kılan iki önemli sebeptir.
Bağışıklık sistemimizin, hayat tarzı ve psikolojik durumumuzla bir çok bağlantısı vardır.

Pozitif duygular; iyimser olmak, neşeli olmak, kahkaha atmak, eğlenmek, mizah, strese ve yaşlılığa bağlı negatif etkileri azaltmak için birebirdir. Aynen müziğin ruh halimizi ve stres seviyemizi düşüren hali gibi.


                                                  http://www.fitbodyfifty.com/2010_09_01_archive.html

PASİF DİNLEYİCİLİK

Pasif dinleme, her insanın gündelik hayatında yaptığı bir eylemdir .
Pasif dinlemede dahi cytokin ve üreme ile ilgili proteinlerde değişimler olduğu saptanmıştır.
cytokin ( büyüme ve bağışıklık sistemimizin sağlıklı gelişmesini sağlar )


HASTALARDA MÜZİK KULLANIMI

Özellikle yurtdışında müzik terapi daha fazla kullanılmaktadır. Ülkemizde de bazı hastahanelerde özellikle cerrahi bölümlerinde ve ya hastayı komadan çıkartmak için yoğun bakım ünitelerinde müzik terapi kullanılmaya başlamıştır. Ve ya endoskopi gibi uygulamalar müziğin kullanıldığı alanlardan birkaçıdır.

Yapılan araştırmalar, bilinç kaybı sırasında en son beynimiz işitsel bölümünün fonksiyonunu kaybetmekte olduğu ve bilinç geri geldiğinde ilk önce bu bölümün etkinleştiğini ortaya koymuştur.

Komaya girmiş bir çok hastaya müzik dinletilmiş ve bu hastaların diğer hastalara göre daha kolay komadan çıktıkları saptanmıştır.

Uzun zaman komada kalan bir kız çocuğuna, sevdiği bir parça dinletilmeye başlatılmış ve ertesi gün komadan çıktığı görülmüştür. Böyle birçok örnek bulmak mümkün. Komadan çıkmada müziğin etkisinin beynin birçok bölgesinin müzikle birlikte aktif hale gelmesi en önemli sebebi olarak gösterilmektedir.

                                                  http://music.miami.edu/musictherapy/ress_project.html


Genellikle hastaların kendi seçtiği müzikler her zaman daha etkili olmaktadır.

Özellikle ameliyat olacak hastaların kendi seçtikleri müziklerin bir stres hormonu olan cortisol seviyesinin düşmesinde daha etkili olduğu ispatlanmıştır.

Cortisol(Kortizol), "böbrek üstü bezlerinin kabuk bölgesinde üretilmekte olan, bedenin strese karşı gösterdiği tepki ile alakalı bir tür kortikosteroid hormondur. "

Organizmanın stresle karşı karşıya geldiğinde beynin hipotalamus bölgesi uyarılır. Bu da hipofiz bezinin uyarılarak hormonların salgılanmasına yol açar. Hipofizden salgılanan ACTH (adrenokrtikotropik) hormon etkisiyle vücudun bir çok sistemini uyaran 30 hormonun salınımı gerçekleşmeye başlar. Bu kimyasalların temeli kortizoldur.( stres hormonu ) Bu hormon, aşırı stresli ve yoğun kaygı bozukluğuna sahip kişilerin kanlarında yüksek oranda bulunur. 


http://www.bilkent.edu.tr/~bilheal/aykonu/ay2012/anxiete/anxiete.htm



Omurilik ameliyatlarında hastaların değişik tarzlarda seçtikleri yumuşak melodilerin , ağrı , kaygı ve tansiyon, cortisol, adrenalin, noradrenalin üzerinde önemli ölçüde düşüklüğe sebep verdiği görülmüştür.

adrenalin: Epinefrin , böbreküstü bezlerinin iç kısımları tarafından öz bölgede salgılanan bir hormondur.
Doğada bu hormonun görevi, organizmayı acil harekete hazırlamaktır. Etkisini, nabzın atışı, kanın iç organlar ve deriden kaslara sevk edilmesi,karaciğerdeki glikojenin glikoza değişmesi ve böylelikle, acil bir enerji kaynağı sağlanması şeklinde gösterir. Heyecan ve korku durumunda adrenalin salgılanması artar. Kan damarlarını genişletir. Acı hissini azaltır. Göz bebeklerinin büyümesiyle göze alınan ışık artar, daha net ve hızlı görüş sağlanır. http://tr.wikipedia.org/wiki/
noradrenalin: Norepinefrin , beynin dikkat ve çevreye yanıt verme ile ilgili bölümlerini etkilerler. Epinefrin ile birlikte norepinefrin, kalp atım hızını, depolardan glikoz salınımını ve iskelet kaslarına giden kan akımını artırarak "kaç ya da savaş" (flight or fight) yanıtının temelini oluşturur. Noradrenalin ve Norepineferin aynı anlamlara gelmektedir. Farklılıklarının sebebi birisi Latince, diğeri Yunanca olarak kullanılmasıdır. http://tr.wikipedia.org/wiki/

Yapılan bir çalışmada bir guruba sakinleştirici verildi, diğer guruba ise müzik dinletildi .Araştırma sonucunda müzik dinleyen hastaların tansiyon ve nabızlarının diğer guruba göre daha düşük olduğu ortaya çıktı.

Bu yöntem özellikle endoskopi, kolonoskopi için anestezi yapılacak hastalarda da müziğin anestezi öncesi sakinleştiricisi olan midazolam'dan çok daha etkili olduğu görülmüştür.



Tempo : Seçilen müziğin temposunun sağlığımız üzerinde önemli bir rolü vardır.

Yavaş müzik :  Nabzı, solunum ve tansiyonu düşürür.
Hızlı müzik:  Tam ters eki yapar, nabzı , solunum ve tansiyonu yükseltir.

GURUP OLARAK ŞARKI SÖYLEME
Yapılan araştırmalar, gurup olarak şarkı söylemenin pasif dinleyicilere göre vücutlarında s-IgA  (bağışıklık sistemi antikorları) yoğunluğunda büyük bir artış olduğu saptanmıştır.

Yapılan tükürük salgısı testleri, profesyonel koro elemanları üzerinde uygulanmıştır.
Yapılan testlerde, prova sırasında s-IgA oranının % 150 arttığı, performans sırasında ise bu oranın % 240’ a ulaştığı saptanmıştır.


Immunoglobulin :  "Antikor, bağışıklık sistemi koruyucusu, vücuttaki enfekte olmuş yabancı cisimleri belirleyen ve etkisiz kılan pek çok kan proteininden biri, kan serumunun antikorlar içeren parçası. Iga ‘nın asıl bulunduğu yer bazı organların örtücü zarlarıdır.


s-IgA : Salgısal immünoglobulin : "Vücüt savunmasında önemli rolü olan bir immünoglobulindir. Dışarıdan vücuda giren mikroorganizmaların mukoza hücrelerine bağlanmalarına, burada yerleşmelerine ve enfeksiyon oluşturmalarına engel olur."


Perküsyon guruplarında ve orkestralarda da çalmakta, vücudumuzda bu etkileşimin gerçekleşmesine sebep verir.

Böylece aktif müzik performanslarının özellikle bağışıklık sistemi üzerindeki güçlü etkileri olduğu ispatlanmıştır.

Gurup olarak perküsyon çalmak ve şarkı söylemek eski çağlardan beri insanın doğasından gelen müziksel etkinliklerdir.






SOSYAL İLİŞKİLER

Sosyal etkenlerin insan sağlığında önemli bir rol oynadığı bilinmektedir.


Özellikle eş zamanlı yapılan aktivitelerin, müzik, dans, beraber yapılan benzer aktivitelerin, bağlılık üzerinde önemli birleştirici etkisi bulunmaktadır. Dans terapinin özellikle Parkinson hastaları üzerinde dopamin ve oxcitosin arttırması açısından önemli bir etkisi vardır.








DopaminDopamin zevk, haz hormonu- ödül-motivasyon."Dopamin vücutta doğal olarak üretilen, sinirler arasındaki iletişimi sağlayan, duyguları, hareketleri, zevk ve acı algılarını etkileyen beyin kimyasalıdır. Sinir hücreleri arasındaki veri alışverişinin düzenli gerçekleşebilmesi ve beynin fonksiyonlarını normal olarak yerine getirebilmesi açısından vücudumuz için oldukça önemlidir. Beyindeki dopamin reseptörlerini aktive ederek nörotransmitter olarak görev yapar. Dopamin ayrıca hipotalamustan da salgılanır ve kana karışarak nörohormon görevi görür. Nörohormon olarak görevi hipofizin ön lobundan prolaktin salgılanmasını baskılamaktır. Sempatik sinir sistemindeki etkileri dolayısıyla ilaç olarak; kalp atışlarını hızlandırmak ve kan basıncını yükseltmek için kullanılır.
Dopamin eksikliğinde ortaya çıkabilecek bazı rahatsızlıklar mevcuttur. Dopamin seviyesi düşük olan kimsede görülen en bariz belirti vücut titremesidir. Bunun yanında hareket fonksiyonları, dürtü, heyecan ile ilgili diğer aktivitelerin engellendiği de görülür. Dopaminin çok düşük seviyelerde olması Parkinson hastalığına neden olmaktadır. Bu, insanın hareket kabiliyeti ve diğer aktivitelerini büyük ölçüde etkileyen nörolojik bir hastalıktır. En önemli semptomları arasında dinlenirken titreme, yavaş hareket, sert kaslar ve denge yitimi sayılabilir."
http://www.iupsa.com/dopamin-nedir-eksiklik-belirtileri-nelerdir


http://blogs.discovermagazine.com/neuroskeptic/2013/03/11/is-food-addictive/#.UmKydJT276k


Parkinson  hastalarında beyinde dopamin eksikliği bulunduğu ve bu eksikliğin parkinsonun oluşumunda büyük bir etkisi olduğu ispatlanmıştır.

Parkinson hastalarında dopamine replacement ( yenisiyle değiştirme) terapisi ile hastalar şarkı söylemeye teşvik edilirler. Böylece dopamin ve müziksel ödül sisteminde bir bağ kurularak hastalarda ki dopamin seviyesi yükseltilir.

Ayrıca çalışmalar bize müziksel ödül sisteminin öğrenme süreçlerinin, motivasyon, zevk üzerindeki etkilerinide göstermektedir.

Dopaminin beynimizdeki dikkat kontrolü üzerinde de ciddi etkileri vardır.


Müzik bir devinim ve hareket halidir. Bir müziğe, onunla birlikte hareket ederek ne kadar tepki verirse, beyin zevk alma duygularını o kadar fazla harekete geçer. Bu da dopamine salgılanmasını arttırır.


Beyin her zaman haz duymayı ister. Müzik bu haz alma duygusunu arttırabilen  en önemli uyarıcılardan biridir. Beyin üzerindeki dopamin salgılanmasını da ciddi anlamda arttırabilir.

Bir müziği dinlerken onunla birlikte hareket ederek tepki verirsek beynin zevk alma devrelerini o kadar fazla harekete geçirdiğimizi işaret ediyor . bu da vücuttaki dopamin hormonunun salgılanmasını sağlıyor . Müzik beynin haz duymasının başlı bir yoludur.





Oksitosin (Oxytocin )

"Oksitosin en fazla üremedeki rolü ile bilinir. Özellikle doğum esnasındaki ve doğum sonrasındaki rolü önemlidir. Doğum esnasında serviks ve uterusun gerilmesi ile çok miktarlarda salınır, rahimkaslarının kasılmasını uyarır ve doğumu kolaylaştırır. Doğumdan sonra ise meme başı uyarısı ile sütün salınımını sağlayarak emzirmeye yardımcı olur.
Son zamanlardaki çalışmalar oksitosin hormonunun davranışlar üzerine etkisini de ortaya koymaktadır. Örneğin; orgazm, sosyal tanıma, eşler arasındaki bağ, anksiyete ve anne davranışları bu davranışlar arasında sayılabilir.[1] Bu nedenle bu hormona bazen "aşk hormonu" da denmektedir. Oksitosin salgılanmasındaki yetersizlik sosyopatipsikopatinarsisizm ve genel manipülasyoneğilimi ile ilişkili bulunmuştur.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Oksitosin
Oxytocin ve Vasopressin’in  sosyal davranışlar üzerinde etkileri vardır.

Beraberce yapılan aktivitelerde ritmik yapılar bulunmaktadır. yürüyüş, konuşma, el çırpma, şarkı söylemek. Eşzamalı yapılan bu aktiviteler sosyal kordinasyonun sağlanmasında önemli etkileri bulunur.


Vasopressin: Hipotalamus’tan salgılanıp, belli durumlarda kan dolaşımına geçmek üzere hipofiz arka lobunda depo edilen, böbrek tübiillerinde su reabsorpsiyonunu artırarak idrar oluşmasnıi azaltıcı, kan damarlarını daraltarak kan basıncını yükseltici, bağırsak kaslarını etkileyerek peristaltizm’i uyarıcı hormon; antidiüretik hormon; vazopresin (Vazopresin, kan basıncmdaki düşüşe, stres’e, ağrıya, elektrolit dengesi ve kan hacmindeki bazı değişimlere yanıt olarak -hipofiz arka lobundan-kana verilir).
http://saglik.sozlugu.org/vasopressin/

Şarkı söylemek vücutta oxytocin hormonu salgılanmasını sağlıyor.Bu hormon güven ve bağ kurma hislerini ateşleyen bir hormondur.

Müziksel aktiviteler gurup olarak yapıldığında gurup içindeki güven duygusunun, sosyal bağları ve pozitif etkileri arttırdığı saptanmıştır. Bununda vücut içindeki oxytocin’in artmasıyla gerçekleştiği bilinmektedir.

Bir müzikten hoşlanıyorsanız beyniniz endorfin denilen mutluluk hormonunu üretmekle meşkul oluyor. Ve aynı zamanda müzik depresyonda eksilen seretonin de yükselmesine neden olarak doğal bir antidepresan görevini üstleniyor.

Endorfin, "Endorphin ("endogenous morphine"), vücutta bulunan morfinopiat benzeri etki gösteren peptit yapıda hormonlardır. İnsan vücudunda ağrıyan dokularda ağrının azalması için beyin dokuları tarafından üretilen hormonlara verilen isimdir. Hormonun işlevi, ağrının şiddetini azaltmak ve vücuda daha az rahatsızlık vermesini sağlamak için sinirleri uyuşturmaktır. Endorfinlerin ağrı kesici etkisi morfinden yaklaşık 30 kat daha fazladır.
Mutluluk hormonu olarak da anılır. Heyecan, ağrı, egzersiz, baharatlı yiyecek tüketimi, seks ve orgazm gibi durumlarda salınımı artış gösterir"
http://tr.wikipedia.org/wiki/Endorfin

Serotonin (5-HT ya da 5-hidroksitriptamin), "insanda mutluluk, canlılık ve zindelik hissi veren bir hormondur. Eksikliğinde depresif, yorgun, sıkılgan bir ruh hali görülür. Yapısal olarak monoamin bir nörotransmitterdir. Triptofan aminoasitinden sentezlenir. Beyinde serotonin kimyasalı salındığında kan damarları kasılarak daralır; serotonin düzeyi düştükçe genişler.
Migren atağından önce vücuttaki serotonin düzeyi yüksek olmakta, atak geçtikten sonra da düşmektedir.
Açlık, yorgunluk, stres, yemek, ışık ve ilaç gibi faktörlerin tamamı insan vücudundaki serotonin düzeyini etkilemektedir. Stres ve düşük kan şekeriserotonin düzeyini düşürürken; oksijen, kusma, içinde aminler bulunan gıdalar (örneğin: peynirçikolataportakalmandalinadomates ) ve içinde triptofanisminde bir çeşit amino asit bulunan gıdalar, (örneğin süthindi eti ) serotonin düzeyini yükseltmektedir."
http://tr.wikipedia.org/wiki/Serotonin

"Alzheimer hastalarında yapılan bir çalışmada müziğin biyolojik ritmi düzenleyen melatonin seviyelerini arttırdığı ve hastalara sukunet verdiği bulunmuştur."
Dr. Gülüstü Kaptanoğlu.

Melatonin:"beyinde epifez bezinde üretilir ve uykuya yardımı bulunan bir hormondur. Akşam olduğunda kortizol seviyeleri düşüşe geçer bu vücudumuzun daha fazla melatonin üretmesine yol açar. Vücudun biyolojik saatini koruyup , ritmini ayarlamak temel görevlerindendir.Melatonin serbest radikallerle savaşan önemli bir antioksidandır"


Doğaçlama sırasında beyin sansürlemeyi ve baskıları bırakır.  Müzisyenler doğaçlama sırasında dikkat ederseniz çok daha fazla mimiklerini ve vücutlarını kullanırlar. Beynin medial prefrontal cortex adlı bölümünde doğaçlama sırasında çok ciddi hareketlenme gözlenmektedir. Beynin bu bölümü hayat hikayenizi anlatırken harekete geçer. Bir müzisyenin doğaçlamasında büyük bir kişisel kimlik hissi vardır. Beynin doğaçlama sırasında sansürleme ve baskıyı azaltıp yaratıcılığı ve kendini ifade etmeyi  arttırmaktadır.

Değişik inançlar müziğin özel ve gizemli özellikler taşıdığına inanır.

Gerçekten de müziğin gizemli özellikleri günden güne ortaya çıkıyor. Bu özelliklerden en güzeli müziğin şifa kaynağı olması. 

Bize lütfedilmiş bu doğal şifa kaynağını, bundan sonra daha bilinçli olarak kullanmak dileğiyle.

Sevgi ve müzikle kalın.

Hayat, ıstırap ve keder verirse sükuneti müzikte arayınız.
(KONFÜÇYUS)





















Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Translate

Popular Posts